Neden Bitkisel Hayata Girilir? Bir Eleştiri ve Tartışma
Bitkisel hayata girilmesinin anlamı, bazen ağır bir yük olarak karşımıza çıkabiliyor. Bir insanın bedeni hayatta olmasına rağmen, beyni ve ruhu tam anlamıyla işlevsiz kalıyor. Hani, çoğumuzun “ölü” sandığı, ama aslında yaşamla ölüm arasındaki gri alanı temsil eden bir durum bu. Ama neden böyle bir durum ortaya çıkar? Bu soruya basit bir yanıt verilemez, çünkü hem tıbbi hem de etik bir boyutu var. Ama ben yine de kendimi tutamıyorum ve bu yazıda “bitkisel hayata girilmesinin nedenleri” üzerine biraz kafa yoracağım. İsterseniz düşünmeye devam edin, belki biraz da tartışırız.
Bitkisel Hayata Girilmesinin Güçlü Yönleri
Öncelikle, bitkisel hayata girmenin bazen insanın veya ailesinin kurtuluşu olabileceğini kabul ediyorum. Bazen, kazalar, hastalıklar veya beyin fonksiyonlarındaki ciddi kayıplar sonrası bir kişi, yaşamını sürdürmeye devam edebilir. Ama işte burada, ‘yaşamak’ ve ‘hayatta kalmak’ arasındaki fark devreye giriyor. Beyin ölümü gerçekleşmiş ve geri dönme şansı olmayan bir insan için yaşam desteği veriyor olmanın ne kadar etik olduğu, ciddi bir tartışma konusu.
Bunun bir örneğini düşünün: Bazen insanlar, acı çekmek yerine vücutlarının çalıştığı halde, bilincinin kaybolduğu bir durumda kalabiliyor. Bu, aile için zor bir durum olabilir; ama bence en büyük gücü burada sorgulamak gerekiyor. İnsanların hastaları hayatta tutma isteği, aslında daha çok bizlerin, toplumun ve tıbbın geçmişe dönük korkuları veya cehaletinden kaynaklanıyor olabilir mi? Belki de bir insanın “bitkisel hayatta” olması, aslında hayata dair çok da iyi bildiğimiz şeylerin sorgulanması gerektiğini gösteriyor.
Bitkisel Hayata Girmenin Zayıf Yönleri
Şimdi de olaya başka bir açıdan bakalım. Yıllarca tıp dünyasında en büyük zorluklardan biri, “yaşamı uzatmak” adına yapılan müdahalelerdir. Peki, gerçekten bu kadar uzatmaya değer mi? Beyin fonksiyonları tamamen durmuş ve kişi geri dönmeyecek şekilde bitkisel hayata girmişse, tıbbi müdahaleler bazen sadece bir işkenceye dönüşebiliyor. “Yaşamak” dediğimiz şeyin, sadece fiziksel varoluştan ibaret olmadığına dair pek çok örnek var. Geriye dönüp baktığınızda, bir insanın bitkisel hayatta kalması onun için ne kadar acı verici olabilir?
Şahsen, bu durumu düşündüğümde biraz kaygıya kapılıyorum. Bir kişinin bedenini, sadece bir işlevi yerine getiren bir makine gibi yaşatmak bana insana dair bir şeyleri kaybettiriyor gibi geliyor. Çünkü bu sadece bir “hayatta kalma” hali. Gerçek yaşam, bedenin işlevselliği ve insanın içsel dünyasıyla birlikte var. Bitkisel hayatta olan birinin, fiziksel olarak sağlığı olabilir, ancak ruhu ve bilinci yoksa, o kişinin tam anlamıyla “yaşıyor” olduğundan nasıl emin olabiliriz? Ya da daha da ileri gideyim: Birinin hayatta olduğu söylenebilir mi, eğer o kişi içsel olarak herhangi bir şey hissedemiyorsa?
Şu Sorular Gelecek Zihninizde…
Bütün bu meseleyle ilgili kafamda beliren bazı soruları sizlere bırakmak istiyorum. Cevaplarınız, aslında bir bakıma bu konuyu ne kadar derinlemesine düşündüğünüzü gösterecek. İşte o sorular:
- Bir kişinin bitkisel hayatta olmasına izin verildiğinde, bu karar sadece onun için mi alınır, yoksa toplumun ve doktorların baskıları da rol oynar mı?
- Bitkisel hayata girmiş birinin yaşamını sürdürmek, ailelerin duygusal olarak “ne olursa olsun” tutunma isteğinden mi kaynaklanır, yoksa bilimsel bir gereklilikten mi?
- Bir kişinin bilinçli olarak “hayatta olma” durumunu kaybetmesi, o kişinin yaşamının sonlandırılması gerektiği anlamına gelir mi?
Bu sorular bir şekilde hepimizin kafasında yer eden ve cevapsız kalan sorulardır. Yani, bitkisel hayata girilmesi konusundaki farklı bakış açılarını sorgulamak, yalnızca kişisel değil, toplumsal ve kültürel bir mesele haline gelir.
Sonuç: Bitkisel Hayat ve İnsanın Anlam Arayışı
Sonuç olarak, bitkisel hayata girilmesi meselesi, bence sadece bir tıbbi vakadan daha fazlasıdır. Bir insanın “hayatta” olup olmadığı, “yaşaması” ve “yaşamak” arasındaki çizgiye dair yaptığımız seçimlerin hepimizi etkileyen bir sorudur. Belki de bu yüzden, bu konuyu tartışmak, sadece bir kişiyi değil, toplumu da sorgulamayı gerektiriyor. Yaşamı uzatma çabalarımız, bazen insana dair sorularla yüzleşmemizi zorlaştırıyor. Her şeyin ötesinde, gerçekten yaşamayı istiyor muyuz? Yoksa sadece bir şekilde var olmak mı istiyoruz?